Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

MİRAÇ KANDİLİ

bismillah.kudusün rabbı olan, haremeynin rabbı olan allaha sonsuz  hamdü senlar olsun.kulu ve resulu olan  ,miraç saibi, sevgililer sevgilisi habibi zişan ,hz muhammed mustafaya sonsuz salatu selamlar olsun.

 allah, kuluna ayetlerini göstermek için bir gece , mekkeden kudüs götürdü.ardından  semaya,yedikat göklere, cennete,cehenneme,sidreye, cebrail eşliğinde gezdirdi.en sonunda da iki yayın ucu kadar yakınlaştılar.allah mekandan şekilden münezzehtir.hz peygamberin mekkeden kudüse gelişine isra yani gece yürüyüşü ,kudüsten semalara çıkmasına miraç denilmiştir.miraç olayı hicretten bir yıl önce gerçekleşmiştir.

hz peygamber  miraçta namaz emrini almıştır. ümmete hediye 50 vakit namaz ,hz musa 50 vakit namazı duyduğunda peygamberimize  şöyle söylemiştir.”benim ümmetim kılmadı sengi vakiti düşütür.” hz peygamber buyuruyor ki;” musa ile rabbim arasında gide gele en onunda namazı 5 vakite düşüttürdüm.” hz musa 5 vakit namazı da kılmazlar onuda düşüttür dedğinde  rahmet peygamberi ” rabbimin huzuruna varıp,benim ümmetim 5 vakitte kılmaz diyemem” buyuurarak miraçtan bizlere 5 vakit namazı ve birde  amener resuluyu getirmiştir.

hz idris as o kdar semeyı gezdikten sonra ,cennete girdiğinde  daha çıkmam demişti.hz muhammd sav o kadar büyük ki , hiç bir kula yaratılana nasip olmayan  aytleri görüğü halde tekrar ümetinin başına döndü. miraçtan sonra  peygamberin üzgün olduğu ,gülmediği  rivayet edilir.

miraç olayını günümüzde inkar edenler çok.bir insan göğe nasıl çıkar? 40 gnlük yolu  bir gecede  nasıl geçer ve aynı şekilde geri gelir? rivayet edilmiştir ki, hz peygmber burak adlı  bineğe binmeden  önce abdest almıştı daha sonra yolculuğu başlamıştı. tekrar evine döndüğünde  abdest aldığı  kabda ki suyun çalkalanması durmamıştı.bu kadar kıs ve bir o kadar da  uzun bir gece….

insanoğlunun  beyninin üstünde bir durum,bir mucize,sadec kalp  tastik edebilir.imanın gereğidir.amenna ve saddakna.

mekkenin kafirleri bu olayı duyduklarında peygamberle dalga geçtiler.hz ebu bekir ra ise hemencecik duyduğu anda  “o söylemişse vallahi doğrudur ” deyip sadakatını göstermiş ve mevla teala sıddık lakabını takmıştı.

namaz en önemli meseledir.bu kandil namazında yıl dönümü.allah kandilinizihayırlı kılsın.dualarınızı kabul etsin.bizeri iman ettikten sonra  imanımızdan ayırmasın. recab ayını hakkımızda hayırlı  şahit ve ve şefaatçi eylesin. seneye tekrar kavuşmayı  her birerlerimize nasip eylesin. amin amin amin. ve sallallahu ala seyyidina  muhammed  velhamdülillahi rabbil alemin. anlattıklarım anlatamadıklarımın zekatı değildir. anlatılacak o kadar ok mesele var ama tenbel bir nefisle mücadele….miraç’tır.

12 ağostos 2007    29 receb 1428 pazar

KANDİLLER ARASI MUHASEBE

bismillah.allahu teala hzlerine binlerce kez hamd olsun.biz kullarını  recebi şerif ayına kavuşturdu.hicri takvimin 7, ayı olan ve aynı  zamanda haram aylardan olan recebi şerif, hadisi şeriflerde bildirildiği üzere  allahın ayıdır.

recebi şerifte oruç tutmak sevaplı ve allahın sevdiği amellerdendir.bu ayda bol bol dua etmeli mübarek  ramazana  kendimizi hazırlamalıyız.recebi şerifte yapılan nafile ibadetlerle ilgili gerek kitaplarda ve gerekse internette başvurulacak kaynaklar var.bu ayların kıymet ve  önemini bilenler bu gece ve günleri kaçırmayıp,sevapları toplarlar. sevaplar toplanırken bir taraftanda saçılırsa bunun pek bir ehemmiyeti kalmaz.

bir insan aldığı sevabı farkına varmadan başka  bir insana gönderir mi? evet gönderir. ibadetleri yapıp sevapları alan biri, gıybet dedikodu haksızlık vb kul haklarını ihlal ederse yapmış olduğu bütün hayru hasenatı,gıybetin (vb) yapmış olduğu kişiye gönderir. kısaca sevap transferi yapılmış olıur. hangi akıllı insan bu transferi yapar? şöyle düşünelim .hiç bir amel yapmadan  sevap kazanmak güzel ama harıl harıl ibadet yapıta  hiç sevap alamamak ,amel defterinin boş kalması ve üstünede  hiç işlemediğin kötü amellerin  cezasıda yanına cabası. bazen bana bir düşünce gelir.derim kendi kendime  beni gıybet ve dedikodu ile arkamdan çekiştirseler ve benim haberim olmadan sevap hanemde sevaplarım yükselse ,günah hanemdende günahlar silinse , sonrada derim  kendime boşver, böyle düşünme….

mübarek receb ayına günah işlemek çok büyük zalimliktir kirecab allahın sağır ayıdır.recebi şerif senin günahını söylemiyor da sen bu ayda hemde allahın kulu ve sorulduğunda hindi gibi şişe şişe müslümanım dediğin halde hala daha  günahtan burnunu çekemiyor hala namaz kılmıyor ve hala  hatalarından pişman olmayıp tövbe etmiyorsun öyle mi???

mübarek regaib kandili geldi,geçti.bu gece içinde allah için ne yaptın? önümüzde mübarek miraç kandili var.söyler misin miraç kandiline ne hazırladın.geçen sene miraç kandilinde allah için ne yapmıştın.kendini sorgula,bu yıl ne yapacaksın,planın nedir? bu yıl ki miraç kandiline yetişmeye belgen var mı? ömrün yetecek mi k i* oysa ki sen ne planlar yaptın.miraç gecesi tövbe ederim diye.kardeşler zaman bu zamandır. gelin tövbe edelim.

bu ay; şerefli receb ayı.allah ın ayı sağır ay,hicri senenin 7. ayı,islamiyetin kutsal ayı…

geldi ve geçiyor….. bugün recebin ortalarına vardık.bi kaç hafta sonra da recebi şerif ayına elveda diyeceğiz.belki seneye tekrar  kavuşuruz,belki de kabrimizde karşılarız tabi amelimiz varsa.

peygamberimiz sav e bol bol salatu selam okuyalım,seherlerde,iftarlarda ,sahurlarda birbirimizi unutmayalım.müslüman kardeşin duaya muhtaçken duanı esirgemen hiç doğru  ve sağlıklı olmaz.bu aylarda özellikle bu üç aylarda sohbetlere katılalım dini kitaplar okuyalım.namazlarımızda titizlik gösterelim.müslüman olarak birbirimize kenetlenelim.birlikten kuvvet doğar.şu an ki  ızdıraplı günleri elbet  birgün allahın izniyle aşacağız.gerek siyasi ve gerekse ekonomi(kuraklık ve kıtlık)….

her müslümanın son sözü gibi bende son satırlarımda sizlere  veda ederken öncelikle sizi allaha emanet ediyorum. dualarda buluşmak dileğiyle allah bir ve ortağı yok. hz muhammed sav kulu ve resuludur….

es selamu aleykum……

1 ağostos 2007 çarşamba         17 receb 1428

AĞLAYAN İMAM

    namazlarda ağlamayı düşündünüz mü hiç?

“Ey Millet, Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah’ın esenliği, sevgisi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz efendimiz hazretleri, Cenabı Hak tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Temel kanunu, hepimizce bilinmektedir ki, yüce Kur’an’daki mânası açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi tabiat kanunları arasında çelişki olması gerekirdi. Çünkü tüm evren kanunlarını yapan Cenabı Hak’tır.

Arkadaşlar; Cenabı Peygamber çalışmasında iki yere, iki eve sahip bulunuyordu. Biri kendi evi, diğeri Allah’ın evi idi. Millet işlerini Allah’ın evinde yapardı. Hazreti Peygamber’in mübarek yolunda bulunduğumuz bu dakikada milletimize; milletimizin bugününe ve geleceğine ait hususları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde Allah’ın huzurunda bulunuyoruz. Beni buna eriştiren Balıkesir’in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu fırsat ile büyük bir sevap kazanacağımı ümit ediyorum. Efendiler, camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmasının gerekli olduğunu düşünmek yani konuşup tartışmak, danışmak için yapılmıştır. Millet işlerinde her kişinin zihnini ayrı ayrı faaliyette bulunması zorunludur. İşte biz de burada din ve dünya için, geleceğimiz ve bağımsızlığımız için, özellikle egemenliğimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşündüklerinizi anlamak istiyorum. Milli amaçlar, milli irade yalnız bir kişinin düşünmesinden değil, milletin bütün kişilerinin arzularının, emellerinin sonuçlarından ibarettir. Bundan dolayı benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim.

Hutbeler hakkında sorulan sorudan anlıyorum ki, bugünkü hutbelerin şekli, milletimizin duygusal fikirleri ve lisanı ile medeni ihtiyaçlarıyla uygun görülmektedir. Efendiler, hutbe demek topluma hitabetmek, yani söz söylemek demektir. Hutbenin manası budur.

Hutbe denildiği zaman bundan birtakım kavram ve manalar çıkarılmamalıdır. Hutbeyi söyleyen hatiptir. Yani söz söyleyen demektir. Biliyoruz ki, Hazreti Peygamber’in hayatta olduğu mutlu dönemlerde hutbeyi kendisi söylerdi. Gerek Peygamber Efendimiz ve gerek, dört halifenin hutbelerini okuyacak olursanız görürsünüz ki, gerek Peygamberin, gerek dört halifenin söylediği şeyler o günün sorunlarıdır, o günün askeri, idâri, mâli ve siyasi, sosyal konularıdır. İslam toplumu çoğalınca ve İslam ülkeleri gerilemeye başlayınca, Cenabı Peygamber’in ve dört halifenin hutbeyi her yerde bizzat kendilerinin söylemelerine imkân kalmadığından halka söylemek istedikleri şeyleri bildirmeye birtakım kişileri memur etmişlerdir. Bunlar herhalde en büyük ve ileri gelen kişiler idi. Onlar camilerde ve meydanlarda ortaya çıkar, halkı aydınlatmak ve doğru yolu göstermek için bir şart lâzımdı. O da milletin lideri olan kişinin halka doğruyu söylemesi, halkı dinlemesi ve halkı aldatmaması! Halkı genel durumdan haberdar etmek son derece önemlidir. Çünkü, her şey açık söylendiği zaman halkın beyni faaliyet halinde bulunacak iyi şeyleri yapacak ve milletin zararına olan şeyleri reddederek şunun veya bunun arkasından gitmeyecektir. Ancak millete ait olan işleri milletten gizli yaptılar. Hutbelerin halkın anlayamayacağı bir lisanda olması ve onların da bugünün gereklerine ve ihtiyaçlarımıza temas etmemesi, Halife ve Padişah sıfatını taşıyan despotların arkasından köle gibi gitmeye mecbur etmek içindi. Hutbeden amaç halkın aydınlatılması ve ona yol gösterilmesidir, başka şey değildir. Yüz, ikiyüz, hatta bin yıl önceki hutbeleri okumak, insanları cahillik ve çağın gerisinde bırakmak demektir. Hatiplerin normal olarak halkın günlük kullandığı dil ile konuşmaları gereklidir. Geçen yıl Millet Meclisi’nde söylediğim bir nutukta demiştim ki “Minberler halkın akılları, vicdanları için bir ilim irfan kaynağı, ışık kaynağı olmuştur.” Böyle olabilmek için minberlerde söylenecek sözlerin bilinmesi ve anlaşılması, ilim ve fen gerçeklerine uygun olması lazımdır. Hutbeyi verenlerin siyasi olayları, sosyal ve medeni olayları hergün izlemeleri zorunludur. Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış aşılamalar yapılmış olur. Bu nedenle, hutbeler tamamen Türkçe ve günün gereklerine uygun olmalıdır. Ve olacaktır.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 2/93)

Yine Mustafa Kemal Atatürk, 16 Mart 1923, Adana Türk Ocağı, esnaf ve sanatkarlarla toplantısında: “… Halbuki Elhamdülillah, hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız….” demiştir.
Şimdi köşe yazarımıza soruyorum: Mustafa Kemal Atatürk’ün camide minberden cemaata okuduğu bu hutbeyi, değil Denizli Vali Yardımcısı Sayın Mustafa Güney, acaba Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Prof. Dr. Ali Bardakoğlu okumaya cesaret edebilir mi?

http://www.itibarhaber.eu/mehmet-tal…r-hutbesi.html

GÖZLER

haziran ayını sabahında
oturmuşum masa başına
küçük penceremden bakıyorum
kalbim sığmıyor bedenime
hayalin dolaşıyor beynimde
bir ılık rüzgar gibi,
hafifçe yüzümü okşuyor
gözlerden akıyor bir kaç damla
yanaklardan süzülüyor….

FRANGALAR VUR …

son demlerini yaşarken hayatta
yazdığın o son satırlarında
vasiyet etmiştin sevdiklerine
bir yaz akşamı gömün mezara
iniltiler kopmuştu o ara
hayaller dolaşır olmuştu havada
belki bu son demlerin habercisiydi
yeminler etmiştin hakkı anlatmaya
batıllar karışmadan sus ey gönül
frangalar vur ayaklarına
dillerine kilitler ,
konuşmasın bir kez daha
tahammülüm yok artık bu isyanlara
dayanamam ben bunca acıya…
dayan gönül daha vuslat zamanı gelmedi
hakkı anlat ey sersem gönül susma
vurma ayaklarına franga,dillerine kilit
gömüldüğünde rahat uyursun emin…

ÇÖLLERDEYİM

sessizlikteki çığlığımsın
gürültüdeki sessizliğimsin
karanlıkta ki aydınlığımsın
güneş gibi parlaksın
yıldızlar kadar ışıltılı
her gülüşün bir serap
haykırırsam halim bitap
sen üzülme canım
çöllerdeyim
ızdıraplı yollarda
hayalin hayalimde
geliyorum peşinde
seraplı sevdalarla
yamaçlarda ki aşklar
ve perişanlıklar
kalmadı gözde yaşlar
dizlerde derman
uzun bir yolda

KALP HIRSIZI

her gün bir umutla başlardım hayata
sakin ve sessizdi yaşantım
sevgi nedir bilmezdim
ta ki sen çıkıncaya kadar karşıma
o an dünya başka güzeldi gözüme
çiçekler ve yaşam farklıydı baya
o fırtınanın çıkışı,kasırgaların kopuşu
değiştirdi hayatımı,mahvetti fırtına
yeni bir yön buldu yaşantım
değişik duygular ve heyecanlar
bahar gibi geldin girdin hayatıma
toprağın yağmura kavuşması gibi
hayata bahşedilen bir rahmet gibi
geldin,değiştirdin hayatımı
kalbime duygularıma sahip oldun
ey allahım bilmiyorum
seni sevmekle ben hatamı ettim?

SENSİZLİĞE ELVEDA

her yolculuğumda olduğu gibi
bu yolculuğumada sensiz çıkıyorum
her bir adımımda binbir pişmanlık
ve her bir yol kat edişimde göz yaşı var
hiç bir şey yoktu yanımda
sadece sen vardın benimle
hayatımın anlamıydın
sanki bir bahardın
en mutlu anlarımı geçirmiştim yanında
seni öylesine sevmiştim ki
hiç ayrılmayacağız sanırdım
yanılmışım;
çok büyük konuşmuşum
dünya denilen bu yerde
hayat sensiz zorlaştı
gündüzler oldu gece
gecelerse hepten zından
gidiyorum…
meçhul bir yere
sana kavuşmak üzere
elveda…..,

NUR…

önümde birhayat var
çözülmemiş bir yığın kitap
hayaller gelmiş üstüste
geçmişim felaketler içinde
geleceğim meçhullerde
yorulmuş bir kalple
bulanık düşüncelerim
bencillikle kabalığım da cabası
insanlık değerleim sıfır
kulluğum ise içler acısı
umudum sonsuz…
ruhum dargın bu olanlara
hayallerim tek tek gidiyor
dünyam kararıyor
güneşlerim batıyor dünyamda
ufukta bir nur var…
yönelişim rabbime
duam herkese
sevincim kendime

Eski Gönderiler »